logo

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 04-16-2014
Saat: 10:16

Dini Sohbet, dini sohbet odalari, islami sohbet, dini chat

Dini Sohbet,iSlami Sohbet, Dini Chat, Dini Sohbetler, Dini Sohbet Odaları ,iSlami Chat
Site Map Contacts anasayfa

TAKVİM

Nisan 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

POPÜler YAZILAR

SON YORUMLAR

Dini Sohbete Gir
yazarYazar: admin | tarihTarih: 11 Nisan 2014 / 15:51

Günahsız dönme

Efendimiz (sas bir hadislerinde “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa annesinden doğduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner.” (Buhari, Hac, 4) buyurmaktadır. Ancak hadiste, günahsız dönmenin bazı şartları da zikredilmiştir. Bunlardan ilki, haccın sadece Allah için olması, diğeri de gerek hac esnasında gerekse döndükten sonra kötü söz ve davranışlardan sakınmak ve günahlardan uzak yaşamaktır.
“Hacı”

Toplumuzda hacca giden insanlara bu şekilde hitap etme geleneği vardır. Ancak bu, İslami açıdan doğru değildir. Zira hac da diğer ibadetler gibi, Allah’ın kullarına bir emridir. Namaz kılana “Musallî”, oruç tutana “Sâim” denmediği gibi hac ibadetini yerine getiren insana “Hacı” denilsede böyle hitap etmek uygun düşmez. Bu tarz hitabın insanları gurura ve riyaya sevk etme ihtimali olduğundan kullanılması sakıncalıdır.

“Bir de hacı olacaksın!”

Hacca giden insanlara yaptıkları bir hatadan sonra yüzlerine vururcasına söylenen, rencide edici bir sözdür. Hacca giden insan, hayatında yeni bir sayfa açıp daha dikkatli yaşamalıdır; ama İslam’ın emirleri ve kulluğun gerekleri insanların hacca gidip gitmediklerine göre belirlenmemiştir. Bu emir ve prensiplerden, hacca giden de gitmeyen de aynı derecede sorumludur.

Her sene hacca gidilmeli mi?
Hac, gerekli şartları taşıyan Müslümanlara ömürlerinde bir defa farz kılınmıştır. Efendimiz (sas) de bir defa hac yapmıştır. Oralara giden insanlarda mübarek beldeleri sıkça ziyaret etmek arzusu meydana gelir. Ancak hac, hem meşakkatli hem de pahalı bir ibadettir. Bu sebeple birden fazla hac yapmak yerine o parayla fakir Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak, öğrencilere burs vermek ve hayır müesseseleri yaptırmak daha isabetli bir davranıştır.

İki umre bir hac yerine geçer mi?

Bu hüküm doğru değildir. Haccın kendine has şartları ve rükünleri vardır. Ne kadar çok olursa olsun umre haccın yerine geçmez. Her ibadetin Allah katında ifade ettiği mana ayrıdır.

Umreye gidene hac da farz olur mu?

Hac, zengin, sağlıklı, yol güvenliği bulunan, akıllı ve hür Müslümanlara farzdır. Haccın farz olması için umre yapmak şartı yoktur. Umre, nafile bir ibadet olup haccın farz olmasına sebebiyet vermez.
Yaşlanınca hacca gitmek

Bu yanlış anlayış dünyanın en yaşlı hacılarının Türkler olması sonucunu doğurmaktadır. Hâlbuki hac, meşakkatli bir ibadet olduğundan genç ve sağlıklı iken eda edilmelidir. Aksi halde ibadetle değerlendirilmesi gereken vaktin büyük kısmı hastanelerde geçmekte ve başka insanlara da eziyet verilmektedir. Hac ibadeti çocuğunu evlendirmekten daha önemli bir görevdir. Vakti gelen hiçbir Müslüman, hiçbir gerekçeyle hac ibadetini ertelememelidir.

yazarYazar: admin | tarihTarih: 11 Nisan 2014 / 15:47

Resulullah (sav) ve ashabı (ra) Mekke’ye, Medine hummasından bitkin düşmüş bir halde geldiler. Müşrikler şehirde dedikodu yaparak:

-Yarın buraya humma hastalığından dermanı kesilmiş ve ondan çok ızdırap çekmiş bir kavim gelecek, dediler ve Müslümanların seyrine bakmak için Hicr’in arkasına oturdular.

Onların hainliğinden vahyen haberdar olan Resulullah (sav), celadetlerini müşriklere göstermeleri için, Müslümanlara tavafın ilk üç şavtında remel yapmalarını (kısa adımlarla canlı canlı yürümek), iki köşe arasında da adi yürüyüşle yürümelerini emretti.

Bu hali gören müşrikler,

-Bunlar mı hummanın bitkin düşürdüğünü zannettiğiniz insanlar? Bunlar falan ve falandan daha sağlammış! dediler.

Resulullah (sav)’ı ashabına (ra) bütün şavtlarda remel yapmalarını emretmekten alıkoyan şey, onlara duyduğu merhametti.”

(Buhari, bu rivayette şu ilaveyi kaydeder: “Resulullah (sas) sulh anlaşması yaptığı sene (umre için) gelince müşriklere kuvvetlerini göstermeleri için “hızlı yürüyün!” diye emretti. Müşrikler bu sırada Kuaykıan Dağı tarafına oturmuş seyrediyorlardı.”)

(Buhari, Hacc 55)

yazarYazar: admin | tarihTarih: 11 Nisan 2014 / 15:47

Haccın farz olmasının şartları şunlardır:
1- Müslüman olmak,

2- Akıllı olmak,

3- Erginlik çağına gelmiş olmak,

4- Hür olmak,

5- Hacca gidip gelmeye malî imkanı müsait olmak. Bu şart şöyledir: Temel ihtiyaçlarından başka, hacca gidip gelinceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin sosyal durumlarına uygun normal geçimlerini sağlayacak servete sahip olmasıdır.

6- Vakit, yani haccın eda edildiği vakte erişmiş bulunmak.

7- Haccın farz olduğunu bilmek. Bu şart gayr-i müslim bir ülkede İslâmiyeti kabul eden kimseler için sözkonusudur.

İşte bu şartları taşıyanlara hac farz olur. Bu şartlardan birisi eksik olursa hac farz olmaz.

Bu şartlar kendisinde bulunan kimseye hac farz olmakla beraber, haccı eda edebilmesi için gerekli olan başka şartlar da vardır. Bunlara “Haccın vucûb-ı edasının şartları” denir. Bu şartlar da şunlardır:

a) Sağlıklı olmak. Kör, felçli, kötürüm ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede yaşlı ve hasta olmamak.

b) Tutuklu bulunmamak.

c) Yol güvenliği olmak,

d) Kadınların yanlarında eşleri veya mahremleri bulunmak. Mahrem demek evlenmeleri caiz olmayan yakınlar demektir. Baba, oğul, kardeş, amca, dayı ve damat gibi yakınlar, kadının mahremleridir.

e) Eşi ölmüş veya boşanmış kadınların iddet süreleri bitmiş olmalıdır. İddet süreleri içinde hacca gitmeleri uygun değildir.

yazarYazar: admin | tarihTarih: 11 Nisan 2014 / 15:46

Son günlerde bazı kimseler, haccın, Peygamberimizden itibaren bugüne kadar yapılagelmiş olan belli günler dışında da yapılabileciğini, bu suretle belli günlerde yapılmasından kaynaklanan izdihamın da önlenmiş olacağını söylüyorlar. Buna da Bakara sûresindeki “Hac bilinen aylardadır.” (1) Âyet-i kerîmesini delil gösteriyorlar. Bu iddia yanlıştır. Çünkü Kur’an-ı Kerîm ayrıntılara inmez. Ayrıntıları Peygamberimiz uygulama ve ifade olarak açıklıyor. Kur’an-ı Kerîm Peygamberimize indirilmiş ve onu açıklaması için de görevlendirilmiştir. Nitekim:

“Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için sana Kur’an’ı indirdik. Umulur ki düşünürler” (2) buyurulmuştur. Ayrıca Kur’an-ı Kerim Peygamberimiz’e itaatın Allah’a itaat olduğu (3), emrettiği her şeyin yapılması ve yasakladığı her şeyden de sakınılması gerektiği (4) bildirilmiştir.

Namaz, oruç ve zekâtın farz olduğu Kur’an-ı Kerim’de bildirildiği halde ayrıntılarına yer verilmemiş, ayrıntılar Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.

Haccın sınırlı günler dışında da yapılabileceğini söyleyenlerin delil olarak gösterdikleri Bakara sûresinin: “Hac bilinen aylardadır” âyetinde, bu bilinen ayların hangi aylar olduğu belirtilmemiştir. Bu ayların da hangi aylar olduğu yine Peygamberimiz tarafından açıklanmıştır.

Diğer taraftan Mekke-i Mükerreme hicretin 8′nci yılında 20 Ramazan’da fethedildiği halde, o yıl Peygamberimiz sadece umre yapmış ve Zilkâde ayında Medine’ye dönmüştür. Ayrıca Peygamberimiz:”Hac ibadetinizi öğreniniz, benim yaptığım gibi yapınız” 5) buyurmuştur.

Bu itibarla hac ibadetinin, Peygamberimizden itibaren günümüze kadar uygulanagelmiş olan şekli ve zamanı hakkında son zamanlarda ortaya çıkan farklı yorumların hiçbir değer taşımayacağı açıktır.
Bu yazı “Hac, Lütfi ŞENTÜRK, Diyanet Aylık Dergisi 2000 Şubat ” esas alınarak yeniden düzenlenmiş ve kısaltılmıştır. Yazının tamamına anılan dergiden erişebilirsiniz.

1- Bakara, 197.
2- Nahl, 44.
3- Nisa, 80.
4- Haşr, 7.
5- Müslim, Hac, 310.

yazarYazar: admin | tarihTarih: 11 Nisan 2014 / 15:44

Haccın diğer ibadetlerden farklı yönleri vardır. Haccın dışındaki ibadetler, namaz ve oruç gibi ya yalnız bedenî yahut zekât gibi yalnız malîdir. Hac ise hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir.
Diğer ibadetler her yerde yapılabilirken hac, ancak belli yerde Mekke-i Mükerreme’de yapılabilmektedir. Bunun için dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan ve hali vakti yerinde olan müslümanlar bu ibadeti yapmak için Mekke-i Mükerreme’ye gelmek zorundadırlar.
Ayrıca, haccın diğer ibadetlere göre bazı zorlukları vardır. Çünkü bu ibadet, pek çok insanın alışkın olmadığı, iklim şartlarını yaşamadığı bir yerde yapılmaktadır.

yazarYazar: admin | tarihTarih: 11 Nisan 2014 / 15:43

Zamanında ve usûlüne uygun olarak Kâbe’yi ziyaret eden kimseye ‘Hacı’ denir. Çoğulu Hüccac’tır.

Kategori: Hac Nedir

Hac nedir

yazarYazar: admin | tarihTarih: 11 Nisan 2014 / 15:41

Hac, sözlükte saygıdeğer makamlara isteyerek ziyarette bulunmak demektir. Dindeki anlamı ise ihrama girerek belli günde Arafatta bulunmak ve Kâbe’yi usûlüne uygun olarak ziyaret etmektir. Hac yapmak, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi farzdır, yani Allah’ın emridir.

yazarYazar: admin | tarihTarih: 10 Nisan 2014 / 20:57

Hazret-i Alîden ‘r.a.’ rivâyet edilir. Evvelâ islâa gelen, Ebû Bekrdir(r.a). Hazret-i Resûl-i ekrem ‘s.a.s.’ ile ilk önce kıbleye durup, nemâz kılan Ebû Bekrdir. Ebû Bekrin(r.a) islâma geliş sebebi şöyle idi:

Hazret-i Ebû Bekr önceleri tüccâr idi. Sefer ve ticâret yapardı. Ekserî Şâma giderdi. Seferde iken, bir gece rü’yâ gördü ki, gökden ay inip, kucağına girdi. Ebû Bekr, iki eliyle onu kucakladı ve sînesine basdı. Uyandı. Yemlîhâ adında meşhûr bir râhib var idi. Ona varıp, rü’yâsını ta’bîr etdirdi. Râhib dedi ki,

- Sen nerelisin?

Ebû Bekr dedi;

- Arz-ı Hicâzdanım.

Tekrâr sordu:

- Ne iş yaparsın.

Ebû Bekr,

- Tüccârım, dedi.

Râhib dedi ki,

- Yâ Arabistanlı kişi. Bu rü’yâda, sana büyük müjdeler vardır. Ta’bîrini ister isen, ücretini ver, dedi.

Ebû Bekr(r.a) oniki dînâr çıkarıp, verdi.

Râhib dedi ki:

- O ay ki, gökden sana indi. Âhır zemân Peygamberidir. Yakınlarda zuhûr edecekdir. Sen Onun hayâtında iken vezîri olursun. Sonra halîfesi olursun. Yâ Arabistanlı kişi. Eğer ben sağ iken, Ona yetişir isen, bana haber ver. Ona varıp, buluşayım. Eğer ben dünyâdan gitmiş isem, selâmımı ona ulaşdırırsın. Ben Onun dînine girdim ve ümmetinden oldum. Beni âhıretde şefâ’atinden unutmasın.

Hazret-i Ebû Bekr(r.a),

- Bana bir mektûb ver, dedi.

Râhib, oniki satır bir mektûb yazıp, Ebû Bekre(r.a) verdi. O mektûbun mevzû’u şu idi.

(Esselâmü aleyke yâ Muhammed bin Abdüllah el Mekkî el Medenî el tehamî, salevâtullahi teâlâ aleyke ve selleme. Hakîkaten sen âhır zemân Peygamberisin! Ve Rabbilâlemînin Resûlisin. Bu mektûbu Ebû Bekr bin Ebû Kuhâfe ile sana gönderdim. Ma’lûm ola ki, ben sana îmân getirdim ve sana ümmet oldum. Ebû Bekr bana gelip, rü’yâsını ta’bîr etdirdi. O rü’yâ delâlet eder ki, Ebû Bekr senin vezîrin olur, sonra halîfen olur. Eğer ben sağ olup, hazretine yetişirsem, gelip önünde gâzâ ve cihâd ederim. Eğer yetişmezsem, âhıretde beni şefâ’atinden unutmayasın) diye mektûbu temâm etmişdir.

Hazret-i Ebû Bekr(r.a); rü’yâyı ta’bîr eden kişiye:

- Eğer ta’bîr etdiğin gibi olursa, yüz altın dahi bende senin emânetin olsun, dedi.

Şâm seferini bitirip, Mekkeye geldi. Bu hâdiseden oniki sene geçdi. Hak sübhânehü ve teâlâ, hazret-i Muhammede ‘s.a.s.’ vahy eyledi. Bir gece o büyük Peygamber, Ebû Kubeys dağına çıkıp, gece yarısında dedi ki: Allahü teâlâya da’vet edenin da’vetini kabûl ediniz. Lâ ilâhe illallah, deyiniz. Ebû Bekr, serîr üstünde yatıyordu. Söylenilenleri işitdi. Eşhedü en lâ ilâhe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden Abduhu ve Resûlu. Birkaç gün sonra, Mekke sokaklarında, hazret-i Resûlullah ‘s.a.s.’ ile buluşdu.

Hazret-i Fahr-i âlem ona dedi ki:

- Ne olaydı, islâma geleydin.

Ebû Bekr(r.a) dedi ki:

- Yâ Muhammed ‘s.a.s.’! Peygamber isen mu’cize gösteresin.

Hazret-i Resûl-i ekrem ‘s.a.s.’, Ebû Bekrin göğsüne mubârek ellerini dayayıp, şöyle dıvâra yaslayıp, dedi ki,

- Sana o mu’cize yetmez mi ki, o rü’yâyı gördün. Yemlîhâ râhibe ta’bîr etdirdin. O zemândan on iki yıl geçdi. Ta’bîr edene on iki dînâr verdin ve yüz dînâr dahâ va’d etdin. Rü’yâyı ta’bîr eden, on iki satır bir mektûb yazıp, sana emânet verdi. Bunları bir-bir görüp, muttalî olup, mektûbda yazılan şudur, şudur deyip, takrîr buyurdular.

Ebû Bekr(r.a) işitip, parmak kaldırıp,

- (Eşhedü en lâ ilâhe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden Abduhu ve Resûlu. Ya’nî sen, o Peygambersin ki, Yemlîhâ râhib senden haber verdi, dedi.


Fatal error: Call to undefined function wp_pagenavi() in /home/webfirak/public_html/wp-content/themes/gangsky/gangsky/index.php on line 76